Arşiv | Ekim, 2013

Duyarlı Vatandaş Recep Usta ya da günümüzden bir Sait Faik Hikayesi

28 Eki

 

Taşköprü’de sanayi sitesi 2.blokta, lastikçi Recep’in dükkânındayım. Kim bu Recep Usta derseniz kısaca şöyle hatırlatayım.

Bundan bir hafta kadar önce(28 Haziran 2010) yine Taşköprü’deydim. Çok yağmur yağmış Gökırmak kabarmıştı. Köprü ve sel fotoğrafları çekerken birden suyun ortasında bir hareket fark ettim. 

Irmağın azgın sel sularının tam ortasında bir av köpeği ağaç köküne tutunmuş acıklı gözlerle etrafa bakıp yardım istiyordu. Aklıma hemen itfaiye geldi. Aradım. Yaya köprüsü üstünde birlikte köpeğe bakıp nasıl kurtarılacağı konusunda biraz konuştuk. Acil işim olduğundan duramadım ama telefonumu bıraktım. Olaydan beni haberdar edin dedim.

Akşam geç vakit dönerken telefonum çaldı. Köpek kurtuldu dediler. Çok sevindim. Akşam ulusal kanallarda şanslı köpeği izledim.

Duyarlı bir vatandaş kendini suya salıyor Sel sularını yara yara ilerleyip hayvanı kurtarıyordu.
—Helal olsun, Taşköprü’ye ilk gittiğimde bu vatandaşı bulup teşekkür edeceğim. Dedim.

İşte o duyarlı vatandaşın dükkânındayım. Kendisi yok, dükkân lastik tamircisi dükkânı. Etraf toz toprak içinde. Kenarda çıkma tabir edilen üç beş dış lastik, bir kompresör, birkaç alet edevat var. Kapı önünde bekleyen biri çocuk, biri delikanlıya Recep Usta’yı sordum,
—Ustamız şimdi gelir dediler.
Çok beklemedim. Gülen gözleriyle en içten bir şekilde merhaba diyen Recep Usta geldi.
—Ustam kimsin, kimlerdensin, nerelisin, hele bir anlat bakalım da bilelim tanıyalım bu duyarlı vatandaşı dedim.
Güldü, ne kadar duyarlı olduğumu bilmem ama ben Aşağı Çayırcık köyünde doğdum. Altı yaşında annemi kaybettim. Yetim büyüdüm.8–10 yaşlarında Lastik tamircisi yanına çırak girdim. Sonrasında kendi işyerimi açtım hikâyemi soruyorsan hepsi bu işte dedi.
—Yüzmeyi hem de bu kadar tehlikeli sularda yüzmeyi nerde öğrendin be ustam deyince,
—Ben Gök ırmağın sel sularında yıkandım. Dalgalarında kâğıttan kayık değil kendimi yüzdürdüm. Gök ırmak’ta eski kum ocakları vardır. Derindir, içine çeker vermez kimseyi. Şimdiye kadar boğulan ve bulunmayan 4 kişiyi bu tip yerlerden dışarı çıkardım. Samsundan Sinop’tan gelen donanımlı dalgıçlar bile çıkaramadı. Ama ben 10–12 metre derinliğe dalıp çıkardım.

—Peki, o gün köpekten nasıl haberin oldu diyorum.

—Elimde üç beş tane iş vardı. İtfaiyeden aradılar bir köpek suda kalmış deyince bütün işimi gücümü bırakıp hemen yola çıktım. Köpeği görür görmezde belime halat filan bağlamadan atladım suya. Köpek beni görünce zaten sevinmeye başladı. Kucağıma aldım. Kıyıya gelinceye kadar tir tir titriyordu.
—Hayvanları sever misin diyorum.
Dükkânın kapısını gösteriyor.
— Şu camı görüyor musun içeri bir serçe girmişti çıkabilsin diye ben kırdım. Elektrik direğinin tepesinde kalmış ayağı yaralı bir kedi için tellerin arasına kadar çıktım. Kediyi kurtarıp dükkânda uzun müddet besledim. Kızılırmak’ta sudan bir kömüş kurtardım. Şimdiye kadar hiçbir hayvanın canını yakmadım.
—Para alıyor musun bu hizmetlerin için deyince önce kızarıyor sonra,
—Şu gördüğün lastik sökme takma tamiri için aldığım 5TL’dir. Dükkân kirası ev kirası, elektrik, su, vergi ayrıca iki çocuk okuyor. Kısaca elde yok avuçta yok. Çocuğumun ameliyatı için aldığım borç bile duruyor. Ama şimdiye kadar kimseden bir kuruş istemedim. Buna da şükür diyorum.
Recep Usta daha fazla duramıyor. İşinin başına gidiyor. Bir traktör lastiği tamir etmesi gerekiyor. Lastiği söküyor, çemberleri çıkarıyor şambreli şişirip küvet olarak kullandığı eski
bir buzdolabı gövdesinde patlağı bulup tamir ediyor. Tekrar kontrol edip lastiği takınca 5TL’yi hak etmiş oluyor.
Recep Ustaya hoşça kal diyerek elimi uzatıyorum.
Terlemiş alnından akan terleri sildiği, tozlu kirli elini uzatmaya çekiniyor.
Tertemiz bir kalbin attığı bu elden utanma be ustam.
Bu eli bırak sıkmayı öpülür be ustam.
———-
Kendi hocam (hatta bir ablam) gibi saydığım Sakine Eruz’un (www.sakine-eruz.com) aracılığıyla haberdar olduğum, Kastamonu civarındaki güzellikleri fotoğraflarına yansıtan Cebrail Keleş’in (balikcisef.blogspot.com uzantılı) blogundandı yukarıdaki alıntı-hikaye. Burada paylaşmadan önce Cebrail Bey’in blogundan Recep Usta’nın yazısını tekrar bir okuyayım dedim. Okudum, iki damla yaşın da o esnada bir yanağımdan süzülüverdiğini fark ettim. Çok duygulandırdı beni bu hikaye. Hayat böyle birçok iyiliklerle dolu. Bu da insanın yola devam etme gücünü artırıyor vallahi.  Ayrıca, bu yazının bende iki izdüşümü daha var ki bunlar asıl izdüşümler herhalde: 1) Ara Güler bir röportajında ”Hayatı yazan küçük insanlardır” demişti — küçükten kasıt elbette ki sadece işini yaparak, yaptıkları da çok çok kendi çevresindekilerce bilinerek yaşayan demek (bu ara açıklamayı yapmayı da bir borç biliyorum). Defalarca gördüm Ara Güler’in bu beyanının hayatın ta kendisini yansıttığını. Keza burada da böyle. 2) Sonra, bunun günümüze ait bir Sait Faik Hikayesi olduğunu düşündürdü bu hikaye bana. Kimbilir,  küçük insanların hikayelerini hayalimizde kolayca canlandırabileceğimiz şekilde yazıya dökebilen Sait Faik de bugün yaşıyor olsaydı, belki buna benzer bir hikaye yazardı…
Çok yaşayın siz Recep Usta! Sakine Eruz, Cebrail Keleş! Ara Güler! (ve Sait Faik 🙂 İyi ki varsınız! İyi ki hep beraber varız!
Reklamlar

TİMUR TİRYAKİ’NİN “İNSANLIK 2.0” KİTABINDAN ALINTILAR…

19 Eki

 Sosyal değer üretme sürecindeki şirketin, bunu sosyal bilincin getirdiği zorunluluktan mı yoksa işini büyütecek, reklam ve algı amaçlı bir sosyal sorumluluk projesi olarak mı yaptığını ayırt eden tek şey, o şirketin insani değerlere verdiği önemdir.
 Ekonomik değer kötü değildir, şeytan değildir. Önemli olan, ekonomik değerin temellerini sosyal ve insani değerler üzerine kurgulamaktır.
 Ölçebilmek faydalıdır, bulgular için ve aksiyon planları oluşturabilmek için.
 Kâr, iş hayatında nihaî amaç olarak değil, insanlar için kullanılmak üzere bir araç olarak konumlanmadığı sürece yıkımlar, krizler ve yıpranma gelmeye devam edecektir.
 Amaç odaklı liderler, asıl olanın insanların içsel durumları, kişisel amaçları ve bunların birleşiminden oluşan “kurum amacının” gerçekleşmesi olduğunun bilincindedirler.
 Okullara uygulamalı cesaret ve yaratıcılık dersleri konmalı.
 Eğitim sistemimizin üzerine kurulduğu temel yanlış. Eğitim sistemimiz işçi yetiştiriyor. Özgürlük, bilinç, farkındalık, öğrenme tutkusu, gelişim, değerler geliştirmiyor.
 Parayı çoğaltmakta başarısız olan insanlar –istisnalar dışında- çok yavaş karar verme ve bu kararı sık ve çabuk değiştirme alışkanlığına sahiptir.
 Evrenin en temel yasası “yarat ve büyü veya parçalara ayrıl ve yok ol” dur.
 Onlar, (karar veren kişiler) hayatı dolu dolu yaşamayı uman herkesin anlaması gereken bir şeyin farkındadırlar: karar vermek, kaçabileceğiniz bir şey değildir. Karar vermenin başlıca ilkesi budur.
 Bilgeliğin ölçüsü, herkesin yolculuğuna karşı ne kadar saygılı ve hoşgörülü olabildiğidir.
 Sosyal girişimcilik, yüksek sosyal getiri amacıyla fırsatları değerlendirerek, benzersiz bir kaynak paketi oluşturup değer yaratma sürecidir.
 İş hayatı, insanlar pahasına, insanları tüketmek pahasına canlılığını korumaya çalışır. Başarı ve mutluluk mutlaka iç içe değildir ve bizler bunları birbirine paralel bir şekilde yönetmemiz gerektiğini yeni öğreniyoruz.
 … İnsanları şikâyet etmekten çıkartıp oyunun parçası, hayatın parçası yapmak ve sosyal değer üretmelerini sağlamak.
 Dünyanın 3 en zengin adamının serveti, 48 en fakir ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hâsılası’nın (GSYH) toplamına (585 milyon insanınkine) eşit.
 Erol Bilecik’ten öğrendiğim; “Şu anki rakamlara değil, onları nereye götürebileceğimize odaklanalım. Ve bunu yapmak için neler gerektiğini konuşalım, başka bir şeyi değil.”
 İnsanlık 2.0, elini taşın altına koyan, vicdanının rehberliğinde yürüyen ve halihazırda mayasında bulunan bütün değerli güçleri tüm insanlığın hatta evrenin hizmetine sunacak cesur ve güçlü insanların birbirini tamamlamalarıyla mümkün olacaktır.