Arşiv | Uncategorized RSS feed for this section

“Dinle Küçük Adam” Kitabından Alıntılar…

28 Mar

Merhaba,

Son okuduğum kitaplardan, Avusturyalı-Amerikalı psikiyatrist ve psikanalist Wilhelm Reich’in -ki trajik bir hayatının olageldiğini keşfettim- yazdığı “Dinle Küçük Adam – İnsan Üzerine Bir Deneme” kitabından beni etkileyen satırları aşağıda paylaşıyorum. Anladığım, Reich’ın amacının, sıradan insanı-yani hepimizi- içindeki gücü başkalarına teslim etmeyip, silkinip harekete geçmeye sevk etmek olduğu.

Kitapla ilgili görseli ve yazarla ilgili genel bilgi linkini de aşağıda bulacaksınız. Kitabın ilginç bir yanı da, iletilmek istenenlerin yer yer çizimlerle betimlenmesi.

Not: İtalik ve bold ile belirtilen yerler, özgün metindeki gibidir.

İyi okumalar…

DİNLE KÜÇÜK ADAM – WILHELM REICH (Doruk Yayınları, Çeviren: Selma Koçak, Resimleyen: William Steig)

dinlekucukadam

  • ‘Yetkenin zararlı özlemlerine engel olabilmek için sokaktaki insanın yapabileceği tek şey, gerçeklikle ilişki kurmaktır.’
  • ‘Hiçbir zaman böyle bir yakınmada bulunmadın’:  “Beni kendi efendim ve dünyanın efendisi yapmayı vaat ediyorsunuz, ama kendi kendime nasıl egemen olacağımı, eylem ve düşüncelerimdeki yanlışlarımı bana açıklamıyorsunuz!”
  • ‘Ne sınırlarını, ne olasılıklarını sezinliyorsun.’
  • ‘Şurası bir gerçektir ki, “dahiler”e sahip çıkmadan ve onları yüceltmeden edemiyorsun. Ama senin dahilerin bütün engelleri aşan, atılgan ve uzlaşmış dahilerden değil, düşündükleri ölçülü ve resmi, kısacası, yoluna, yöntemine göre iş yapan, temiz yürekli ve uydumcu uzlaştırıcı dahiler olmalı.’
  • ‘Sendeki SEVİ ya da YETİ’nin özgün devinimlerini duyumsadığın an, paniğe kapılıyorsun. Bu nedenle vermekten korkuyorsun.’
  • ‘Kendi kökenlerine dön, kendi içindeki sesi dinle, gerçek duyumsamayı izle, aşkı sev!
  • ‘Birkaç düzine ölüyü görmek seni heyecanlandırmıyor. Sende insanca duyguların uyanması için milyonlarca insanın mı ölmesi gerekiyor?’
  • ‘Eğer şanslı bir yere geldiysen, sömürme sanatında seni sömürenden daha öteye gitmekten vazgeç.’
  • ‘Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, bir ülkeden diğerine gitmek için pasaporta gereksinim yoktu. Savaştan sonra “özgürlük ve barış için” pasaport diye bir şey uyduruldu ve bu seni pireler gibi izlemeye başladı.’
  • ‘Beni yıllar sonra bir hacıyatmaz gibi, her zamankinden daha güçlü, daha aydınlık ve daha kararlı bir biçimde yeniden doğrulmuş görünce, korkudan titremeye başladın.’
  • – ‘Peki o zaman ben ne yapayım?’ / – ‘Çalışacaksın, çocuklarına mutlu bir hayat vereceksin, eşini seveceksin. Eğer bütün bunları kararlı ve dirençli bir biçimde yaparsan, artık savaş olmaz.’benkimoluyorum_reich
  • ….. ‘Tüm ülkelerin “saldırganları”, Kral Bezenikus ile Prens Şişinikus’un savaş çağrısı üzerine “Yaşasın!” diye bağırıp duran milyonlarca küçük adamdır, onlar azımsanmayacak bir kitledir ve senin gibi sorarlar: “Kişisel bir görüşe sahip olmak için ben kim oluyorum?”
  • ‘ “Ben kim oluyorum” diye sormadığın, bir insan olduğunu bildiğin, buna inandığın an, kendi görüşünün doğru, tarla ya da fabrikanın ölüme değil, yaşama hizmet etmek durumunda olduğunu anladığın, bu bilince vardığın an, kendi savına kendin yanıt vereceksin. Bu sorulara yanıt vermek için diplomalara gereksinmen olmayacak artık.’

http://tr.wikipedia.org/wiki/Wilhelm_Reich

Reklamlar

Yeni Yılın Tüketim Değil, Üretim ve Paylaşım Yılı Olabileceğine 10 Kanıt

2 Oca

Başka Bir Dünya Mümkün. Yeter ki niyetimiz ve kararlılığımız olsun.

ÇEVRECİ ETKİNLİKLER

Bir yıl bitip, yeni bir yıl başlarken çevremizde tüketimi arttıran çağrılara sıkça denk geliriz. Bundan dolayı da yeni yıl denildiğinde aklımıza ilk gelen belki de mağazaların özel indirimleriyle mekanların yeni yıla özel etkinlikleridir. Sizce mutluluğumuzun kaynağı gerçekten de bu tip tüketim çağrılarına kulak vermek olabilir mi? İsterseniz “Yeni Yılın Tüketim Değil, Üretim ve Paylaşım Yılı Olabileceğine 10 Kanıt”a bakıp umutlarımızı yeni yılda da tazeleyelim…

Yeni Yılın Tüketim Değil, Üretim ve Paylaşım Yılı Olabileceğine 10 Kanıt

“Mutluluğun bile parayla ölçüldüğü bir sistemde, gerçek mutluluğun doğa’da olduğunu bilen ve bunu yaşantına uygulamaya çalışanlara…” diyerek paylaşımlarına devam eden Çevreci Etkinlikler olarak sizler için “Yeni Yılın Tüketim Değil, Üretim ve Paylaşım Yılı Olabileceğine 10 Kanıt” adlı bir yazı hazırladık.  Ki bu sadece 10’la sınırlı değil. Şuan yazmadığımız ama yaşantımıza dokunan diğer çevre mücadelesini yürüten dostlarımıza buradan selam olsun!

Sizde yeni yılda desteklediğiniz oluşumlara #DestekleyeceğimÇünkü hashtagiyle yeni yıl mesajınızı gönderebilirsiniz…

Buğday Derneği

buğday derneği

Bireyin doğa ve çevresi içerisinde yaşayabilmesi için bilgilendirilmesi ve becerilerini geliştirebilmesi amacıyla faaliyet alanları…

View original post 968 kelime daha

“Ah Kendime Bir Kulak Versem! / Güçlü Bir İletişim Rehberi” Kitabından Seçtiğim Alıntılar…

11 Ara

Merhaba,

Son okuduğum kitaplardan biri de “Ah Kendime Bir Kulak Versem / Güçlü Bir İletişim Rehberi” idi. Kitap, Fransız psikososyolog Jacques Salome ve yine Fransız psikolog Sylvie Galland tarafından “İletişim kurarken yaptığımız yol kazaları nelerdir? Bunları nasıl yapıcı çözümlerle asgariye indiririz?” minvalli sorulara cevap vermek amacıyla yazılmış. İşin ilginç tarafı, benim kitaplığından bu kitabı ödünç aldığım arkadaşım Gülnihal’in de bir psikolog olması. Bir de koyu harflerle yazılanlar benim özellikle dikkatimi çekenler oldu.

Kitap, Sistem Yayınları’ndan, Neslihan Burcu Akdağ çevirisiyle çıkmış.

İçerikten ve çeviriden memnun kaldığımı söyleyebilirim ve önerebilirim. Alıntılar aşağıda. İyi okumalar 🙂

ahkendimefoto

Ah Kendime Bir Kulak Versem!

Güçlü Bir İletişim Rehberi

Jacques Salome / Slyvie Galland

* Gerçek iletişim, ….. kendimizi ifade edebildiğimizde, söylediklerimiz duyulduğunda ve biz de karşımızdakini duyduğumuzda ortaya çıkan paylaşımdadır.

* Özgür (neysek o olmamıza imkan tanıyan) bir ilişki her şeyin söylenmesini mümkün kılan ilişkidir.

* … Oysa küçük çocuklar başkasının mevcudiyetine rağmen yalnız olabilme yetisini annelerinin yanında geliştirirler. Annelerinin her an çağrılarına kulak vereceğinden emin olarak tek başlarına varolabilir, hayal kurabilir veya oynayabilirler. Her ne kadar akla aykırı gelse de, annelerinin varlığından haberdar oldukları için onu unutabilecekleri bir alan yaratırlar kendilerine. Bu alanda kendilerini annelerinden uzaklaştırabilirler, çünkü onu kaybetmeyeceğini bilirler.

* Özgür iletişim ancak ikili bir yaşam sürmeyi kabullenmekle ve bundan zevk almakla mümkün olabilir: Ötekiyle, ötekilerle olan yaşamımız ve duygusal olarak kendi kendimize yettiğimiz kendi yaşamımız.

* Genellikle nedenler ve açıklamalar ararız. Halbuki “açıklama” özünde bir bilgi ve denetim arayışı, “kavrama” ise bir anlam arayışıdır. Bu ikisini birbirinin yerine koyma hatasına çabuk düşeriz.”

* Kelimelerin anlamlarının ötesinde sahip oldukları gücü görelim / Yarattıkları acının ötesindeki anlamlara ulaşalım (Dominique Meunier alıntısı).

* Bedenin söylemek istediklerine kulak verdiğimizde sebep ve anlamı birbirine karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. Genellikle nedenler ve açıklamalar ararız. Halbuki “açıklama” özünde bir bilgi ve denetim arayışı, “kavrama” ise bir anlam arayışıdır. Bu ikisini birbirinin yerine koyma hatasına çok kolay düşeriz.

* Sakinleştirici ilaç tüketicilerinin çoğu kadınlardır (%66 – %70). Psikotropik ilaçlar (antidepresanlar, ağrı kesiciler vb.) evlilik içi şiddete maruz kalan kadınlara erkeklerden daha sık salık verilir. Bu ilaçlar kadınları sakinleştirir ve kurban rollerini sürdürmelerine olanak sağlar. Sakinleştiriciler, ilişkideki sorunu – yalnızlığı ve çaresizliği – gizlemek için yapıştırılan yara bantlarına benzerler.

* İlişki kurmak için yapılan tabiatında var olan yanlış anlamalar:

  1. Karşımızdakinin duyduğu, bizim söylediğimiz şey değildir.

  2. Karşımızdakinin söylediklerine değil, kendi duyduğumuza yanıt veririz.

  3. Olayları, olguları ve söylenenleri kendi filtrelerimizden geçirir ve kendi hassasiyetimizle yorumlar ve bağdaştırırız… ama karşımızdakinin hassasiyetini, şifrelerini ya da değer yargılarını her zaman göz önünde bulundurmayız.

  4. Başkalarıyla uzlaşmaya kalkışmadan önce kendimizle (korkularımızla, arzularımızla, sınırlarımızla) uzlaşmayı unuturuz.

  5. Karşımızdakine kendi inançlarımızı kabul ettirmeye çalışırız.

  6. Karşımızdakini… kendi iyiliği için (!)… bakış açımızın ne kadar sağlam olduğuna ikna etmeye çalışırız.

  7. Karşımızdakini değiştirmek isteriz.

  • Hoşgörü sınırlarımızı daha iyi anlayarak, herhangi bir durumda neyin bizim için iyi, neyin ise kötü olduğunu daha çabuk keşfedebiliriz. Bu şekilde, kendimiz için iyi olmayan bir şeyi yapmayı sürdürmekten kaçınabiliriz.

  • Kendimizle iyi dost olmak için, bedenimize şefkat göstermeli, ona iyi niyetli ve kibar davranmalı, hatta hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Bu, aynı zamanda, temel ihtiyaçlarımıza (beslenme, uyku, yaşam koşulları vb.) saygı göstermemiz anlamına gelir. Örneğin, yemeklerimize yeterince dikkat ediyor muyuz? Eğer tek başımıza yiyorsak, biraz çaba gösterip şık bir sofra kurabilir, müziği açabilir, sanki önemli bir misafir ağırlıyormuşuz gibi kendimizi “ağırlayabiliriz”.

  • (Kendimize daha iyi bir anne-baba olabilmek için) Zevki sınırlamayı ve geciktirmeyi bilen ve bu şekilde zevki tüketmek yerine tadını çıkaran epikürcüler gibi yapmalıyız.

  • Kendimizle daha iyi dost olmak için başlıca baltalama mekanizmalarımızı -özellikle de kendimizi hor görmemize neden olan ‘kıyaslama’yı ve başkalarının yargılarını benimsediğimiz ve kendimizi onların bizi gördüğü gibi gördüğümüz ‘kendine mal etme‘yi- daha çabuk teşhis edebilmeliyiz.

  • Uzlaşma arayışı, her ne kadar bazen büyük bir öneme sahip olsa da, iletişimin başlıca amacı olmamalıdır. Buluşmak, paylaşmak, fikirleri, bakış açılarını ve arzuları yan yana ortaya koymak canlı bir ilişkinin asıl kazanımlarıdır.

  • Eğer muhataplarımıza çok az bir önem atfeder ve bu şekilde “başkalıklarını” yok edersek, konuşacak kimsemiz kalmaz. Böylece de iletişim imkansız hale gelir.

  1. Sayısız arzumuz arasında önceliklerimiz nelerdir?

  2. Korkularımız, ihtiyaçlarımız, sınırlarımız, olanaklarımız ve itirazlarımız nelerdir?

  • Aile toplantılarında, niçin duygusal çatışmaların patlak vermesine neden olan ve birçok yakın ilişkiyi aylar boyunca zedeleyen mahrem konuları ima etme ihtiyacı duyuyorum?

  • Başka insanların arzu ve istekleriyle kim olduğumuzu belirlemelerine belirli bir amaçla izin veririz. Bu, arzularımızın terazisinin bir kefesinde (başkalarının belirlediği kefe) ağırlık yaparak kendi iç çatışmamızı ve kararsızlığımızı çözümler.—-

Yayıncının tanıtımını görmek isterseniz de aşağıya buyurun:

Yayıncının Tanıtımıyla “Ah Kendime Bir Kulak Versem” Kitabı

 

Akış’tan Alıntılar…

15 Eyl

Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi’nin “Akış: Bir Mutluluk Bilimi – Yaşam Niteliğini Yükseltmek İçin Atılması Gereken Adımlar” kitabını yeni bitirdim. Bu yazıda da okurken bende iz bırakan alıntıları paylaşmak istedim. Yanında yıldız işareti olanlar ayrıca önemsediklerim oldu.

Yazar hakkında genel bir bilgi de vereyim: Macar kökenli bir Amerikalı olan Csikszentmihalyi, çalışmalarını özamaçlı kişilik, elindeki işe kendini kaybederek yoğunlaşma, insanın hayattan aldığı zevki nasıl artırabileceği konuları üzerinde çalışmalar yürütüyor. Aşağıdaki link aracılığıyla kendisi hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz. Youtube’daki videolarını da izlemenizi öneririm.

http://en.wikipedia.org/wiki/Mihaly_Csikszentmihalyi

  • “… müzik yapacağımız yerde milyoner müzisyenlerin yaptıkları platin plakları dinliyoruz. Sanatla uğraşacağımız yerde en son müzayedede en yüksek teklifleri almış resimlere bakmaya gidiyoruz. Kendi inançlarımıza göre hareket etme riskine girmiyor, sözde anlamlı eylemlerde bulunarak maceralar yaşıyormuş. gibi yapan aktörleri izlemeye her gün saatler ayırıyoruz. Kendi inançlarımıza göre hareket etme riskine girmiyor, sözde anlamlı eylemlerde bulunarak maceralar yaşıyormuş gibi yapan aktörleri izlemeye her gün saatler ayırıyoruz.”

  • * İşlerinden zevk almayı öğrenen, “boş” zamanlarını boşa harcamayan insanlar, sonunda, bir bütün olarak yaşamlarının daha değerli olduğunu hissederler. C.K. Brightbill’in dediği gibi: Gelecek yalnızca eğitimli insanın değil, boş zamanını akıllıca kullanmayı öğrenmiş eğitimli insanındır.‘ “

  • Son otuz yıldaki kişi başına enerji tüketimimizi …. elektrikli araç-gereçlerin kullanımındaki beş katlık artışa borçluyuz.”

  • Yaşantıladığımız şeyler bizim gerçeğimiz olduğundan, gerçekliği ancak, bilinçte olup bitenleri denetleyebildiğimiz, dolayısıyla da kendimizi dış dünyanın tehditlerinden ve kandırıcı sözlerinden kurtarabildiğimiz ölçüde değiştirebiliriz.”

  • Büyük imparator Marcus Aurelius … şöyle yazmış: ‘Dışınızdaki şeyler size acı veriyorsa, sizi rahatsız eden, o şeylerin kendileri değil, onlarla ilgili yargılarınızdır. O yargıyı silip, atmak sizin elinizdedir.’ “

  • Kişinin kendini toplumsal denetimlerden kurtarıp özgürleştirmesi sürecinin en önemli aşaması, her anın olaylarında ödüller bulma yeteneği geliştirmektir. İnsan aralıksız yaşantı akıntısından zevk almayı ve onda anlam bulmayı öğrenirse, …. denetimlerin yükünü omuzlarından otomatik olarak atmış olur. Ödüller dışsal kuvvetlere bağlanmadığında güç kişiye geri döner.”

  • Dikkat sayısız biçimde kullanılabilir; yaşamı zenginleştirilebilir ya da sefilleştirebilir.”

  • …. Sam edindiği bu yaşantının iyi olduğunu, bunun yeniden yapmayı isteyeceği bir şey olduğunu hissetti. Böylece, o tesadüfi olaylardan bir hedefler yapısı oluşturdu.”

  • …. Yaşantı, dikkate bağlı; dikkat ise hedef ve niyetlere… Bu süreçleri bağlayan benlik, yani tüm hedefler sistemimizin içimizdeki bir zihinsel temsilidir. İşleri düzeltmek istiyorsak bu parçaları idare etmemiz gerekir.”

  • …. Jim’in daha yakın arkadaşları ya da geçmişinde ulaşmayı başardığı daha uzun bir hedefler listesi olsaydı, benliği, bütünlüğünü koruma gücünü bulurdu.”

  • Bir hedef seçip kendimizi yoğunlaşmanın sınırlarına kadar zorladığımızda, yaptığımız her iş ne olursa olsun bize zevk verecektir. Bu zevki bir kez tattıktan sonra da yeniden onun tadına varmak için çabalarımızı iki katına çıkarırız. Benlik bu biçimde büyür.”

  • * Kişi mükemmel güvenlik beklentisi içinde olmazsa, risklerin kaçınılmaz olduğunu kabul ederse ve öngörülebilir bir dünya idealinden daha azıyla yetinip bundan zevk almayı başarırsa, güvenliğini kaybetme tehdidinin mutluluğunu engellemesi olasılığı zayıflayacaktır.”

  • Haz, düzenin korunmasına yardım eder, ancak kendi başına bilinçte yeni bir düzen oluşturmaz.”

  • Rekabet yalnızca kişinin becerilerini mükelleştirebilmesinin bir aracı olduğunda zevklidir; kendi başına bir amaç olduğunda eğlenceli olmaktan çıkar.”

  • … İnsanın bir resme, bir yontuya bakarken aldığı edilgen zevk bile söz konusu sanat yapıtının içerdiği zorluklara bağlıdır.”

  • Akışın amacı akmaktır; bir doruğa ya da düşülkeye ulaşmak değil, akış durumunda kalmaktır.”

  • En zevkli etkinlikler doğal değildir; başlangıçta kişinin harcamak istemeyeceği bir çaba gerektirir. Ancak etkileşim kişinin becerilerine olumlu geribildirim vermeye başladığında, etkinlik içsel olarak ödüllendirici bir hal alır.”

  • Beden yalnızca kendi hareketleriyle akış üretmez. Akışın üretilmesine zihin de her zaman katılır. Örneğin, kişinin yüzmekten zevk alması için, bir dizi uygun beceri geliştirmesi ve bunun için de dikkatini yoğunlaştırması gerekir. Uygun düşünceler, güdüler ve duygular varolmadığı sürece, yüzmeyi bu eylemden zevk alacak kadar öğrenmek için gerekli olan disipline ulaşmak olanaksızdır. Üstelik zevk yüzücünün zihninde yaşandığı için, akış salt fiziksel bir süreç olamaz: Kaslar ve beyin akışa katılmalıdır.”

  • Konukların sevgiyle pişirilmiş bir yemeği onun değerli özelliklerini fark ettiklerine ilişkin hiç bir belirti göstermeksizin mideye indirmeleri şaşırtıcı ve şaşırtıcı olduğu kadar da cesaret kırıcıdır.”

  • * Çocuklara sözcüklerin gizilgücünü öğretmenin bir yolu, daha erken yaşlarda onlara sözcük oyunlarını göstermeye başlamaktır. Sözcük oyunları ve birden fazla anlamı olan sözcükler, karmaşık yetişkinler için mizahın en düşük şeklidir, ancak çocuklara dili denetlemek için bir eğitim alanı oluşturur. Bunun için insanın tek yapması gereken, bir çocukla sohbet ederken dikkat kesilmek ve fırsat bulduğunda, yani masum bir sözcüğün ya da ifadenin başka bir şekilde yorumlanabileceği durumlarda, sohbetin çerçevesini değiştirip sözcüğü farklı bir anlamda anlamış gibi davranmaktır.”

  • Bir amatör ya da meraklı, işinin ehli olmayan, fazla ciddiye alınmaması gereken, performansı profesyonel standartların altında kalan kişilere denir. Oysa aslında ‘amatör’ sözcüğü ‘sevmek’ anlamındaki ‘amare’ sözcüğünden gelir ve yaptığı işi seven insanları anlatır. Benzer biçimde, meraklı (dilettante) sözcüğünün kökeni de Latince ‘delectare’ dir ve ‘zevk almak’ anlamına gelir; böylece belli bir etkinlikten zevk alan kişiye ‘meraklı’ denir.”

  • Bir işte çeşitlilik olup olmaması, en nihayetinde, gerçek çalışma koşullarından çok kişinin işine yaklaşımına bağlıdır.”

  • İnsanın yalnız kalmaktan zevk alması için …. tanrı olması gerekmez, ancak kendi zihinsel düzenlerini geliştirmesi ve böylece dikkatini yönlendirmesine yardımcı olan diğer insanlar, işler, TV, sinema, lokanta ya da kütüphane gibi uygar yaşamın destekleri olmaksızın akışa uyabilmesi gerektiği doğrudur.”

  • Yalnızlık, başkalarının varlığında ulaşılamayacak hedeflere varmak için bir şans olarak görülürse, insan kendini yalnız hissetmek yerine yalnızlıktan zevk alacaktır ve bu süreçte yeni beceriler edinebilir.”

  • Aile içi cinayetlerin oranı, birbirleriyle ilişkisiz insanlar arasındaki ilişkiden çok daha yüksektir.”

  • Öz amaçlı bir insan için birincil hedefler, bilinçte değerlendirilen yaşantıdan ve dolayısıyla insanın benliğinin tam içinden ortaya çıkarlar.”

  • Bir eylem sistemine katılması için bir insanın, çevrenin isterleriyle kendi eylem kapasitesi arasında görece yakın bir girişiklik bulması gereklidir.”

  • Önemli bir hedefin peşinden kararlılıkla gidildiğinde ve bütün etkinlikler birleşik bir akış yaşantısı içinde birbirine kenetlendiğinde sonuç, bilincin uyuma kavuşmasıdır. İsteklerini bilen ve bu istekleri gerçekleştirme amacıyla çalışan bir insan, duyguları, düşünceleri ve eylemleri birbirine uygun bir insandır ve dolayısıyla da iç uyuma ulaşmıştır.”

  • * “Bir hedefe büyük miktarda enerji harcamadan öne şu temel soruları sormak gerekir: Bu gerçekten yapmak istediğim bir şey mi? Bunu yapmaktan zevk alıyor muyum? Öngörülebilir gelecekte de ondan zevk alacak mıyım? Benim ve diğerlerinin ödemesi gereken bedele değer mi? Bunu başardığımda kendimle yaşayabilecek miyim?

  • Neden olduğumuz gibi olduğumuzu daha iyi anladığımız, hep birlikte bilincin oluşmasına katkıda bulunan içgüdüsel dürtülerin, toplumsal denetimlerin, kültürel ifadelerin kökenlerini daha iyi bildiğimiz zaman, enerjimizi olması gereken yere yönlendirmemiz kolaylaşacaktır.”

Duyarlı Vatandaş Recep Usta ya da günümüzden bir Sait Faik Hikayesi

28 Eki

 

Taşköprü’de sanayi sitesi 2.blokta, lastikçi Recep’in dükkânındayım. Kim bu Recep Usta derseniz kısaca şöyle hatırlatayım.

Bundan bir hafta kadar önce(28 Haziran 2010) yine Taşköprü’deydim. Çok yağmur yağmış Gökırmak kabarmıştı. Köprü ve sel fotoğrafları çekerken birden suyun ortasında bir hareket fark ettim. 

Irmağın azgın sel sularının tam ortasında bir av köpeği ağaç köküne tutunmuş acıklı gözlerle etrafa bakıp yardım istiyordu. Aklıma hemen itfaiye geldi. Aradım. Yaya köprüsü üstünde birlikte köpeğe bakıp nasıl kurtarılacağı konusunda biraz konuştuk. Acil işim olduğundan duramadım ama telefonumu bıraktım. Olaydan beni haberdar edin dedim.

Akşam geç vakit dönerken telefonum çaldı. Köpek kurtuldu dediler. Çok sevindim. Akşam ulusal kanallarda şanslı köpeği izledim.

Duyarlı bir vatandaş kendini suya salıyor Sel sularını yara yara ilerleyip hayvanı kurtarıyordu.
—Helal olsun, Taşköprü’ye ilk gittiğimde bu vatandaşı bulup teşekkür edeceğim. Dedim.

İşte o duyarlı vatandaşın dükkânındayım. Kendisi yok, dükkân lastik tamircisi dükkânı. Etraf toz toprak içinde. Kenarda çıkma tabir edilen üç beş dış lastik, bir kompresör, birkaç alet edevat var. Kapı önünde bekleyen biri çocuk, biri delikanlıya Recep Usta’yı sordum,
—Ustamız şimdi gelir dediler.
Çok beklemedim. Gülen gözleriyle en içten bir şekilde merhaba diyen Recep Usta geldi.
—Ustam kimsin, kimlerdensin, nerelisin, hele bir anlat bakalım da bilelim tanıyalım bu duyarlı vatandaşı dedim.
Güldü, ne kadar duyarlı olduğumu bilmem ama ben Aşağı Çayırcık köyünde doğdum. Altı yaşında annemi kaybettim. Yetim büyüdüm.8–10 yaşlarında Lastik tamircisi yanına çırak girdim. Sonrasında kendi işyerimi açtım hikâyemi soruyorsan hepsi bu işte dedi.
—Yüzmeyi hem de bu kadar tehlikeli sularda yüzmeyi nerde öğrendin be ustam deyince,
—Ben Gök ırmağın sel sularında yıkandım. Dalgalarında kâğıttan kayık değil kendimi yüzdürdüm. Gök ırmak’ta eski kum ocakları vardır. Derindir, içine çeker vermez kimseyi. Şimdiye kadar boğulan ve bulunmayan 4 kişiyi bu tip yerlerden dışarı çıkardım. Samsundan Sinop’tan gelen donanımlı dalgıçlar bile çıkaramadı. Ama ben 10–12 metre derinliğe dalıp çıkardım.

—Peki, o gün köpekten nasıl haberin oldu diyorum.

—Elimde üç beş tane iş vardı. İtfaiyeden aradılar bir köpek suda kalmış deyince bütün işimi gücümü bırakıp hemen yola çıktım. Köpeği görür görmezde belime halat filan bağlamadan atladım suya. Köpek beni görünce zaten sevinmeye başladı. Kucağıma aldım. Kıyıya gelinceye kadar tir tir titriyordu.
—Hayvanları sever misin diyorum.
Dükkânın kapısını gösteriyor.
— Şu camı görüyor musun içeri bir serçe girmişti çıkabilsin diye ben kırdım. Elektrik direğinin tepesinde kalmış ayağı yaralı bir kedi için tellerin arasına kadar çıktım. Kediyi kurtarıp dükkânda uzun müddet besledim. Kızılırmak’ta sudan bir kömüş kurtardım. Şimdiye kadar hiçbir hayvanın canını yakmadım.
—Para alıyor musun bu hizmetlerin için deyince önce kızarıyor sonra,
—Şu gördüğün lastik sökme takma tamiri için aldığım 5TL’dir. Dükkân kirası ev kirası, elektrik, su, vergi ayrıca iki çocuk okuyor. Kısaca elde yok avuçta yok. Çocuğumun ameliyatı için aldığım borç bile duruyor. Ama şimdiye kadar kimseden bir kuruş istemedim. Buna da şükür diyorum.
Recep Usta daha fazla duramıyor. İşinin başına gidiyor. Bir traktör lastiği tamir etmesi gerekiyor. Lastiği söküyor, çemberleri çıkarıyor şambreli şişirip küvet olarak kullandığı eski
bir buzdolabı gövdesinde patlağı bulup tamir ediyor. Tekrar kontrol edip lastiği takınca 5TL’yi hak etmiş oluyor.
Recep Ustaya hoşça kal diyerek elimi uzatıyorum.
Terlemiş alnından akan terleri sildiği, tozlu kirli elini uzatmaya çekiniyor.
Tertemiz bir kalbin attığı bu elden utanma be ustam.
Bu eli bırak sıkmayı öpülür be ustam.
———-
Kendi hocam (hatta bir ablam) gibi saydığım Sakine Eruz’un (www.sakine-eruz.com) aracılığıyla haberdar olduğum, Kastamonu civarındaki güzellikleri fotoğraflarına yansıtan Cebrail Keleş’in (balikcisef.blogspot.com uzantılı) blogundandı yukarıdaki alıntı-hikaye. Burada paylaşmadan önce Cebrail Bey’in blogundan Recep Usta’nın yazısını tekrar bir okuyayım dedim. Okudum, iki damla yaşın da o esnada bir yanağımdan süzülüverdiğini fark ettim. Çok duygulandırdı beni bu hikaye. Hayat böyle birçok iyiliklerle dolu. Bu da insanın yola devam etme gücünü artırıyor vallahi.  Ayrıca, bu yazının bende iki izdüşümü daha var ki bunlar asıl izdüşümler herhalde: 1) Ara Güler bir röportajında ”Hayatı yazan küçük insanlardır” demişti — küçükten kasıt elbette ki sadece işini yaparak, yaptıkları da çok çok kendi çevresindekilerce bilinerek yaşayan demek (bu ara açıklamayı yapmayı da bir borç biliyorum). Defalarca gördüm Ara Güler’in bu beyanının hayatın ta kendisini yansıttığını. Keza burada da böyle. 2) Sonra, bunun günümüze ait bir Sait Faik Hikayesi olduğunu düşündürdü bu hikaye bana. Kimbilir,  küçük insanların hikayelerini hayalimizde kolayca canlandırabileceğimiz şekilde yazıya dökebilen Sait Faik de bugün yaşıyor olsaydı, belki buna benzer bir hikaye yazardı…
Çok yaşayın siz Recep Usta! Sakine Eruz, Cebrail Keleş! Ara Güler! (ve Sait Faik 🙂 İyi ki varsınız! İyi ki hep beraber varız!

TİMUR TİRYAKİ’NİN “İNSANLIK 2.0” KİTABINDAN ALINTILAR…

19 Eki

 Sosyal değer üretme sürecindeki şirketin, bunu sosyal bilincin getirdiği zorunluluktan mı yoksa işini büyütecek, reklam ve algı amaçlı bir sosyal sorumluluk projesi olarak mı yaptığını ayırt eden tek şey, o şirketin insani değerlere verdiği önemdir.
 Ekonomik değer kötü değildir, şeytan değildir. Önemli olan, ekonomik değerin temellerini sosyal ve insani değerler üzerine kurgulamaktır.
 Ölçebilmek faydalıdır, bulgular için ve aksiyon planları oluşturabilmek için.
 Kâr, iş hayatında nihaî amaç olarak değil, insanlar için kullanılmak üzere bir araç olarak konumlanmadığı sürece yıkımlar, krizler ve yıpranma gelmeye devam edecektir.
 Amaç odaklı liderler, asıl olanın insanların içsel durumları, kişisel amaçları ve bunların birleşiminden oluşan “kurum amacının” gerçekleşmesi olduğunun bilincindedirler.
 Okullara uygulamalı cesaret ve yaratıcılık dersleri konmalı.
 Eğitim sistemimizin üzerine kurulduğu temel yanlış. Eğitim sistemimiz işçi yetiştiriyor. Özgürlük, bilinç, farkındalık, öğrenme tutkusu, gelişim, değerler geliştirmiyor.
 Parayı çoğaltmakta başarısız olan insanlar –istisnalar dışında- çok yavaş karar verme ve bu kararı sık ve çabuk değiştirme alışkanlığına sahiptir.
 Evrenin en temel yasası “yarat ve büyü veya parçalara ayrıl ve yok ol” dur.
 Onlar, (karar veren kişiler) hayatı dolu dolu yaşamayı uman herkesin anlaması gereken bir şeyin farkındadırlar: karar vermek, kaçabileceğiniz bir şey değildir. Karar vermenin başlıca ilkesi budur.
 Bilgeliğin ölçüsü, herkesin yolculuğuna karşı ne kadar saygılı ve hoşgörülü olabildiğidir.
 Sosyal girişimcilik, yüksek sosyal getiri amacıyla fırsatları değerlendirerek, benzersiz bir kaynak paketi oluşturup değer yaratma sürecidir.
 İş hayatı, insanlar pahasına, insanları tüketmek pahasına canlılığını korumaya çalışır. Başarı ve mutluluk mutlaka iç içe değildir ve bizler bunları birbirine paralel bir şekilde yönetmemiz gerektiğini yeni öğreniyoruz.
 … İnsanları şikâyet etmekten çıkartıp oyunun parçası, hayatın parçası yapmak ve sosyal değer üretmelerini sağlamak.
 Dünyanın 3 en zengin adamının serveti, 48 en fakir ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hâsılası’nın (GSYH) toplamına (585 milyon insanınkine) eşit.
 Erol Bilecik’ten öğrendiğim; “Şu anki rakamlara değil, onları nereye götürebileceğimize odaklanalım. Ve bunu yapmak için neler gerektiğini konuşalım, başka bir şeyi değil.”
 İnsanlık 2.0, elini taşın altına koyan, vicdanının rehberliğinde yürüyen ve halihazırda mayasında bulunan bütün değerli güçleri tüm insanlığın hatta evrenin hizmetine sunacak cesur ve güçlü insanların birbirini tamamlamalarıyla mümkün olacaktır.

Para ve İletişim Kavramlarına Alıntılarla Alternatif Bakışlar…

7 May

Bu yazıdaki alıntı kaynaklarımız ”Armağan Ekonomisi” deyince ilk akla gelen isimlerden, “Kutsal Ekonomi” kitabının yazarı Charles Einsenstein ile  iletişim profesyoneli ve ‘Türkiye’de İletişim El Kitabı – Vazgeçmek Özgürlüktür” kitabının yazarı Ali Saydam:

Kutsal Ekonomi’den…

  • Doğru yatırım, parayı kutsal kıyafetlere büründürmektir. Böylece, para bir gün bildiğimiz anlamda işlevselliğini yitirse bile, varlığını koruyabilecek kanalları yaratıp güçlendirir.
  • Öldüğümüzde beraberimizde yalnızca vermiş olduklarımızı götürürüz.

Armağan Ekonomisi, Kutsal Ekonomi ve Charles Eisenstein hakkında ayrıntılı bilgi almak için: http://bit.ly/11FkZWr ve/veya http://bit.ly/16Q3nP1 linklerini ziyaret edebilirsiniz.

Şimdi… Geçelim, ikinci alıntı kaynağımız ”Vazgeçmek Özgürlüktür”‘e…

  • Başarının Üç Formülü : İstem, Beceri, Odaklanma.
  • Bilginin Evrimi: Veri < Enformasyon < Bilgi = Bilgelik.
  • Liderliğin Temel Koşulu : Karşımızdaki en ‘geri’ düzeyde biri bile olsa, onun hakkında ”ben ondan ne öğrenebilirim ki” dememek.
  • Talay Bağları The Hotel : Ali Saydam’ın tavsiye ettiği”ruhu yıkama” araçlarından biri.
  • Narsistliği Azaltan Yöntemler : Yardım Almak, Dinlemek, İnsanlara Değer Vermek
  • Bir Acar Baltaş Alıntısı : ”Lider olan, az bilgiyle hızlı karar verir.”
  • Ali Saydam’a göre bir liderin özellikleri : 1) Öngörü, 2) Cesaret, 3) Hedef, 4) Strateji, 5) Vicdan

Ali Saydam ve kitabı ”Vazgeçmek Özgürlüktür” hakkında daha detaylı bilgi edinmek için, alisaydam.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.