Yeni Medya Konferansı ve İzdüşümleri

17 Nis

 

Dün (16.04.13 Salı günü) Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’nde düzenlenen Yeni Medya Konferansı‘na gittim. Tüm gün süren konferansta ”21. Yüzyıl’da Eğitim ve Yeni Medya”, Dijital Yerlilerin Öğretmeni Olmak, Yeni Medya Okuryazarlığı vb. konularda sunumlar yapıldı. Kadir Has Üniversitesi’nden İsmail H. Polat ve Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka farklı oturumlarda moderatörlük yaptılar.

Aşağıda önce konferans sırasında aldığım notları, onun altında da konferansla ilgili düşüncelerimi okuyacaksınız. (Evet, bu yeni medya döneminde hala elimle de not alıyorum; hem seviyorum, hem alışkanlık olduğundan hem de Yankı Yazgan’ın (yankiyazgan.com) ”El yazısı bilişsel becerileri geliştirir” sözüne istinaden 🙂 )

Konuşmacı: Murat Akser (Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölüm Başkanı) 
*itunes’ten 5 Lira’ya ürün alabilirsin; bu durumda hala torrent indirmek etik değil.

 

Prof. M. Aydın (Kadir Has Üniversitesi Rektörü)

*Dönem dijital yerliler çağı ise, eğitim de onların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeli.

Paralel olarak aklımdan geçenler: Bebekken günde yarım veya bir saat (örneğin) İngilizce yayın dinletme. Bu nerelere varabilir? Neleri çözer?
* Halkın Yeni Medya’ya Bakışı: ”Valla iyi olabilir de olmayabilir de!” (Sokak Ropörtajları’ndan çıkardığımız sonuç)

*SoLoMo

 

Konuşmacı: Cengiz Ultav (Vestel Yönetim Kurulu Üyesi) / @cultav

– ”YENİ Yeni Medya Kavramı”

– Data’nın Enformasyon’a, Enformasyon’un Bilgi’ye, Bilgi’nin Birikim’e dönüşüm süreci

*Karbon ayak izinin nereye varacağı ve bunun temiz enerjiyle ilişkisi…

*Size darbe vuranın enerjisini kaparak çözüm üretme (paralel olarak aklımdan geçen: ”Gelişimde Aikido Etkisi”)

*Her bir sıtma uzmanına karşı yirmi kellik uzmanı var (Bill Gates Alıntısı)

*Bir tablo: 1) Yeni Web (3I ve Cihazlar), 2) Big Data, 3) Cloud, 4) Talep Tarafı, 5) Yeni Verimlilikler, 6) Yeni Kolaylıklar, 7) Yeni Karmaşıklıklıklar

 

Konuşmacı: Ali Türker (Sebit)

* Belirsizlikten korkmamak, Yeni Çağ’ın aranan özelliği olacak (özellikle şimdinin öğrencileri, geleceğin çalışanları için)

* egitim.com

* LMS: Öğrenme Yönetim Sistemi

* ”Sosyal Medya, gittikçe daha iyi hata yapmayı öğretir (aklımdan geçen: … ve hatadan korkmamayı)”

 

Konuşmacı: Ali Şentürk (STFA Yönetim Kurulu Üyesi ve Khan Academy Türkçe Temsilcisi)

*Khan Academy Türkçe: http://www.khanacademy.org.tr

*Herkese internet üzerinden ücretsiz eğitim; çok değişik konularda ve samimi anlatımlı

 

Konuşmacı: Emre Güleçoğlu (Turkcell Akademi) / @emregulecoglu

*Sosyal Öğrenme (Yetişkin Eğitimi)

*Yeni Medya ile Eğitim’de İki Önemli Husus: 1) Validity (Geçerlilik), 2) Reliability (Güvenirlik)

*Udemy (www.udemy.com), Coursera (www.coursera.org), TEDEd (www.ed.ted.com), * Khan Academy (www.khanacademy.org), * Lynda (www.lynda.com). Bunlar, faydalı e-öğrenme siteleri)

* ”Geleceğin cahilleri, okuma-yazma bilmeyenler değil; öğrenmeyi, unutmayı ve yeniden öğrenmeyi bilmeyenler olacak” (Alvin Toffler Alıntısı)Mehm

 

Konuşmacı:  Mehmet Duran Öznacar (Adana Bilim Sanat Merkezi)

*Öğrencilerini ”mobil mikroskop” yapmaya teşvik eden sıradışı öğretmen ve uzman biyolog. Nam-ı diğer ”Hücre Mehmet” 🙂

 

Konuşmacı: Ercüment Büyükşener (Sosyal Medya ve Dijital İletişim Uzmanı / Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi)

* wronghands1.wordpress.com

*sosyalmedyabilgisi.com

* Facebook üzerinden öğrencilerine final sınavı yapan (duyduğum ilk) öğretim üyesi

* Zamanın ruhunu yakalamada yeni medyanın önemi

*Edudemic (www.edudemic.com / öğretmen ve öğrencilerin işlerini kolaylaştırma amaçlayan eğitim sitesi)

*TED Talk Video Tavsiyesi: Peter Norvig: ”100 bin kişilik sınıf”

—Notların sonu—

Yeni Medya Konferansı benim için Yeni Medya’nın ne olduğu, nasıl algılandığı, eğitimi nasıl dönüştürebileceği gibi farklı konularda bilgi edindiğim, ufkumu açan bir etkinlik oldu. Aklımda kalan isimlerden, gözleri öğrencilerinin dünyasına inip onları daha iyi insanlar yapmaya uğraşan Mehmet Duran Öznacar ve her daim pozitif insan İsmail H. Polat hocamız nezdinde bütün katılımcılara ve bu güzel etkinlik için güçlerini seferber eden Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine teşekkürler. Sayenizde kafamda yeni soru ve düşünce balonları oluştu 🙂

Ercüment Büyükşener’in önerdiği Peter Norvig’li TED videosuyla yazıyı bitirmek isterim. Şu linkte: http://bit.ly/12mbwqP

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Azim Hikayesi

25 Mar

Bisikletiyle ABD’yi dolaştı

ZEYNEP BAYRAMOĞLU / 24.03.2013

Bir ucuz bilet, bir bisiklet, yeni arkadaşlar ve 2 bin 582 kilometre yol. Elif Üzer bir ofis çalışanlığından kıtalararası gezginliğe uzanan öyküsünü anlattı

Bir özel lisenin insan kaynakları bölümünde çalışıyordu. Bir gün Üsküdar’a gitmek üzere başladığı yolculuğun sonunda kendisini trenle Kars’a giderken buldu. İşinden ayrıldı ve kendisini dünyayı dolaşmaya adadı. Üstelik bu işi bisikletle yapıyor. Bulduğu bir ucuz uçak biletiyle ABD’ye gitti. Florida’da bisikletçilerle tanışıp onlara katıldı. Şu ana kadar tam 2 bin 582 kilometre yol kat etti. Hem dolaşıyor hem de yaşadıklarını an be an blogunda paylaşıyor. İşte Elif Üzer’in şaşırtıcı hikayesi.
– Kimdir Elif Üzer? Bisikleti ile tura çıkmadan önce ne iş yapardı?
– Sade vatandaş… Bir özel lisenin insan kaynakları bölümünde çalışmaktaydım. İstifa ettiğimde 11 yıl, 11 ayım dolmuştu. Kimine göre böyle güzel bir işi bırakmak delilikti. Özlüyor muyum? Evet, bazen. Pişman mıyım? Asla. Ayrıca üyesi olduğum Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği’nde özellikle 2011 senesinde aktif rol almak benim için çok değerli bir deneyimdi. Karadeniz bölgesinde sürdürülebilir yaşamın kayıt altına alınması ile ilgili projede azıcık da olsa tuzum oldu.
– Nasıl karar verdiniz bisiklet turuna çıkmaya? Bir cinnet anında mı?
– Cinnet değil de kademeli uyanış ya da aydınlanma diyebiliriz. Gezginlik hissi içimde hep vardı. İnsan evladı bir yerde durmak için evrilmemiş, her şey bir döngüye bağlı ve herkes bir gün gider. Gitmeli yani, tabii bana göre doğrusu bu. Oysa hepimiz minik zaman dilimlerine ve minik adacıklara sıkıştırılmışız ve çılgınlar gibi aynı yerde mekik dokuyoruz.
– Nasıl aydınlandınız?
– Çok sevdiğim bir dostumla Üsküdar’a gitmeye çalışırken, iki gün içinde kendimizi Kars’a giden Doğu Ekspresi’nde bulduk. En özel ve en güzel maceralarımdan biridir. Sonra dağlarla tanıştım, tırmanmayı öğrendim, hâlâ öğreniyorum. Dağlar benim için bambaşka mekanlar. Dağlarda öğrendiklerini hayatına taşıyorsun. Safralarından kurtulmayı öğreniyorsun. Bir ‘couchsurfing’ web sitesine kaydoldum, başka gezginlerle tanışıp onları evimde misafir etmeye başladım. Ne şartlarda, nasıl gezdiklerini öğrenmeye çalıştım. Hayatımdan şikayet etmektense değiştirmeyi seçtim ve inanıyorum bunu herkes yapabilir.
– Aileniz ve arkadaşlarınız bu plana nasıl tepki verdiler?
– Annemi ikna etmek iki senemi aldı. Nasıl olacağını ben de bilmiyordum ama gideceğimi biliyordum. Onu sevmediğim için değil içimdeki beni susturamadığım için gittiğimi anlattım. Hâlâ da tam ikna olmuş değil ama seviyorum kendisini, annem olmasa, başka biri olsa bile severdim. – Arkadaşlarınız?
– Arkadaşlarımın bir kısmı çok destek verdi, bir kısmı deli olduğuma karar verdi. Ama en çok etkileyen kişi Gürkan Genç’tir. 2010 yılında Ankara’dan bisikletle Japonya’ya pedalladı, şu an bisikletiyle yedi yıllık dünya turunda. Onun alçakgönüllülüğü ve ‘Ben yaptım, sen de yapabilirsin’ sözü, cesaret verici desteği olmasa sanırım seyahat için bisikleti seçmezdim.

HEDEFİM: ŞİLİ
– Tur nereden başladı?
– ABD’nin Florida eyaletindeki Oviedo’dan başladı. İşten ayrılmadan önce ABD vizesi almıştım. Bir ucuz bilet bulup geldim. Orta ve Güney Amerika’da toplam 32 ülkeye sınır kapısından vize alarak girebilecektim. Sadece bir dil bilmem yani İspanyolca bilmem yeterliydi. Bir tek Brezilya’da Portekizce konuşuluyor. Öğreneceğim diller de yanıma kar kalacaktı. Tur şimdilik nerede biter bilemiyorum, hedefim Şili’ye kadar gitmek sonrasına orada karar vereceğim.
– Ne tip sıkıntılar yaşadın?
– Başlarda fiziksel olarak zorlandım. Kondisyonum yeterli olmadığından ve ikinci gün ince bir kum yolda yaklaşık 10 km bisikleti itmek zorunda kaldığımdan sol elimi incittim. Uzunca bir süre serçe ve yüzük parmağımda his kaybı oldu. Serçe parmağımı diğer parmaklarımla birleştiremiyordum. Tallahassee’de (Florida eyaletinin başkenti) kâr amacı gütmeyen bir şahsi işletme var. Bicycle House yani Bisiklet Evi’nin sahibi Scott’ın selemi değiştirmesi ve bisikletimin oturma/kullanma ayarlarını yaptı, devam etmemde büyük rol oynadı. Scott profesyonel yarış bisikletçisiymiş. Trafik ışıklarında beklerken ona çarpmışlar ve komaya girmiş. İyileşince bu mekanı açmış. Kadın, erkek, genç, yaşlı pek çok değişik etnik gruptan herkes gönüllü olarak çalışabilecekleri, bisiklet tamiri öğrenebilecekleri ve kendilerine bisiklet toplayabilecekleri bir mekanı bağışlarla ayakta tutmaya çalışıyor. Devam kararından sonra o kadar güzel insanlarla tanıştım ki, hepsinin ayrı hikayesi var. Hepsi bisiklet ile uzaktan yakından ilgili. Mesela, Pensacola Florida’da beni misafir eden Gerry 80 yaşında, doğum gününü 80 km bisiklet sürerek kutlamış. Mide kanserini iki kez yenmiş bir kişi. Tüm bunlar bana devam gücü verdi diyebilirim
– Komik olaylar da geçiyor mu bu sırada başınızdan?
– En komik olay şu oldu: Bir Pemex benzin istasyonunda kamp atmaya karar verdik. Tüm gün rampa çıkmıştık ve son 35 mil boyunca çıkış ve benzin istasyonu olmayan paralı yoldaydık. Benzin istasyonuna vardığımızda da hava kararmak üzereydi. Kuytu sayılabilecek bir köşe bulup çadırlarımızı kurduk. Benzincide hazır çorba içtikten sonra uyumak için çadırlarımıza çekildik. 10 dakika sonra iki kişi ellerinde el feneri ‘Peligroso, peligroso’ diye bağırıp İspanyolca bir şeyler söyleyerek çadırların etrafında dolandığında, uyku sersemi ‘İspanyolca bilmiyoruz,’ dedik. Adamları önce polis sandım, sonra dikkatli bakınca benzin istasyonunda görevli olduklarını anladım. Peligroso, İspanyolca tehlike anlamına geliyor. Çadır kurmamızın nesi tehlikeli derken İngilizce bilen bir polis ile geri döndüler. Meğer civarda büyük bir yılan varmış. Bir rahatladık sorma ‘Yılan bize bir şey yapmaz, teşekkürler’ diyerekten tatlı uykumuza döndük.
– Üzücü olaylar?
– Yolda edindiğim dostlardan ayrılmak üzüntü verici. Herkes sende bir iz bırakıyor neticede.

Sponsor bulursam gezi hiç bitmez
– Bu seyahat sizde neyi ya da neleri değiştirdi?
– Hayatı çok ciddiye alıp yaşamayı unutuyoruz. Yaşamak sadece içini binbir türlü ıvır zıvırla dolduracağın ev, araba ve ya diploma sahibi olmak değil. Ama ‘Hayatın anlamı şudur,’ diye evlere paket olabilecek bir açıklamam da yok. Daha mutluyum, daha canlıyım.
– Ekipte kimler var?
– Şu an beraber seyahat ettiğim Katie Farynaz da süper bir atlet. Maraton, triatlon derken emekliliğinde kendine minik siyah bir bisiklet alıyor. Hani modacıların deyimiyle tüm kadınların vazgeçilmezi minik siyah gece elbisesinin yerine minik siyah bisiklet. Eşi tek başına Trans America turunu yapmasını istemese de beraber yola çıktığı arkadaşı sağlık problemi nedeniyle turu yarım bırakınca Katie, Trans America turunu tek başına tamamlıyor. Merkeze bisikleti yerleştirince bir şekilde böyle güzel insanlarla tanışma fırsatın oluyor.
– Güzergah nasıl?
– Bir şekilde gönüllü çalışma imkanı ya da sponsor olabilecek birilerini bulabilirsem bu gezi hiç bitmez.

Not: Birçok kişinin hayalini kurup eyleme geçir(e)mediği şeyi yapıyorsunuz Elif Hanım; tebrikler. Bu kadar diyorum 🙂

UMUDUMU ARTIRAN BİR GAZETE HABERİ / Hürriyet, Gila Benmayor, 06.09.11

15 Eyl

AÇEV de aile içi şiddete el attı

DÜNKÜ gazetelere bakılırsa aile içi şiddet ve özellikle kadına yönelik şiddet bayramda da hız kesmemiş. Yine kadına dayak, yine kadın cinayetleri. Bayram sonrası dün Antalya’da katıldığım ilk toplantı tam da aile içi şiddetle ilgiliydi.

Yıllardan beri okul öncesi eğitim ile annelerin eğitimine yönelik çalışmalar sürdüren AÇEV 1996 yılında babaları da programına dâhil etmişti. AÇEV’in, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından desteklenen  Baba Destek Programı”na şimdiye kadar 41 ilde 40 bin baba katılmış. Şimdi  kısaca BADEP diye bilinen programın kapsamı aile şiddetinin doruk noktalarına ulaştığı bir dönemde genişletiliyor. Birleşmiş Milletler’in de desteklediği yeni programın adı “Şiddetsiz Aileler İçin Baba Eğitimi”. AÇEV Başkan Yardımcısı Ayla Göksel’in de işaret ettiği gibi toplumda aile içi şiddete, kadın cinayetlerine karşı duyarlılık arttı. Ancak bunları önleme anlamında yeterli çalışmalar henüz yok. Aile içi şiddet daha çok baba tarafından uygulandığı için, babaları eğitmek işin ilk adımı. Birleşmiş Milletler 2003 yılından itibaren erkek eğitimini kadına yönelik şiddetin önlenmesinde önemli bir araç olduğunu ilan etmiş. Babaların eğitiminde zaten epey yol almış olan AÇEV Türkiye’de bu işi en iyi yürütebilecek kurum. Göksel’in dediği gibi “AÇEV’in misyonu zaten sağlıklı çocuklar. Sağlıklı çocuklar ise ancak demokratik bir aile yapısıyla mümkün”. Dün Antalya’da yıllardan beri babalara kurslar veren eğitimcilere kulak verdik. Bu işi gönüllü yapanlar dikkat çekici bir şey söylüyorlar: “Kursların etkisini biz de gördük. Ailemize, çocuklarımıza farklı davranmaya başladık”. 13 hafta boyunca AÇEV’in eğitimlerine katılan tüm babalarda gözle görülür bir şekilde değişim gözlendiğini duyduk. Bir baba yıllardan beri resim yapan oğlunun bu alanda pek yetenekli olduğunu yeni fark etmiş. Bir diğeri dersleriyle ilgilenmeye başlamış. Bu hik^ayelere kulak verirken Türkiye’de babalığın ne olduğu meselesinin hiç bilinmediği o kadar iyi anlaşılıyor ki… Bir eğitmenin dediği gibi “Babalığın da bir meslek olduğunu ben de öğrendim”. 78 milyonluk Türkiye’de babalığın ne olduğunu, ne gibi sorumluluklar içerdiğini 40 bin erkeğin öğrenmiş olduğu acaba rahatlatıcı bir haber mi? Bilemem siz karar verin.Hürriyet’in “Aile İçi Şiddete Son” kampanyasından sonraşimdi Ayşen Özyeğin başkanlığındaki AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) aynı konuya el atmış durumda.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18656805.asp

Yorum: Güzel şeyler olduğunu görmek iç rahatlatıcı. Bizimki gibi erkek egemen bir toplumda erkeklerin değişime kapılarını açık tuttuğunu görmek de heyecanlandırıcı. Elbette erkek egemen derken erkekleri (babalarımızı, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, amirlerimizi, komşularımızı, komşularımızı vb.) günah keçisi ilan etmek değil amaç. Hepimiz erkek çocuklarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı severken bazen sevgiyle sevgiye zarar veren bazı duyguları karıştırabiliyor ve bunun cinse dayalı toplumsal beklentileri/dayatmaları körüklemesine izin verebiliyoruz. Sonuç olarak, daha atılacak çok adım varsa da, Milli Eğitim Bakanlığı ve AÇEV’in (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) bu yapıcı girişimini takdir ediyorum, özellikle uluslararası gelişmeleri aktarımıyla severek takip ettiğim Gila Benmayor’a da bu güzel haberi bizlerle paylaştıkları için teşekkür ediyorum. Bana gelecek için umut verdi. Sağ olsunlar.


MUTLULUK ALINTILARI / Eylül ’11 Başlangıçlı

4 Eyl

Merhaba,

Bu blogu temel olarak insanları sadece mutlu edecek, onlara sadece umut verecek haberleri paylaşmak için açmıştım. Bu durumda, bu sayfa (alıntılar sayfası) blogun amacına ters düşüyor gibi görünüyor, çünkü aşağıdaki alıntıların çoğu hemen yüzünüzde güller açmasında yetersiz kalabilir.  Yine de paylaşmak istedim, çünkü “uzun vadeli mutluluğa giden yol yüzleşmelerle doludur”. Bakın, buradan bakınca yine kendimi ve sizi mutlu etme yolunda bir adım atmış oluyorum 🙂

İlk paylaşacağım alıntı, Irvin Yalom’in Ayrıntı Yayınları’ndan Aysun Babacan çevirisiyle çıkan fenomen kitaplarından biri olan Nietzche Ağladığında’dan… Dün akşam tesadüfen elime ilk bu geçti. Böylece yıllardır oraya buraya yazdığım, kitap satırlarının altlarını çizerek zihnime kazımaya çalıştığım alıntıları da derli toplu hale getirme imkanını bulduğum için de ayrıca sevinçliyim. İyi okumalar… (Bu arada, psikoloji kitaplarını sevenler ve hala okumamışlara naçizane tavsiyemdir bu kitabı okumaları.)

NIETZCHE AĞLADIĞINDA

      Sf 149: “ … neden onu yenmek yerine ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmıyorsun!”

      Sf 199: “… aslında kimse kimseye yardım edemez, insan kendine yardım etme günü kendi içinde bulmalıdır.”   

      Sf. 226: “ Rekabete girmekten vazgeç ve ondan ne öğrenebilirsen onu öğren.”

      Sf. 227: “ … bu adam ruhunu özgürlüğe kavuşturmanın özlemi içinde, ama inanç zincirlerini kıramıyor. Seçeneklerden yalnızca evetleri istiyor, kabullenişleri; hayırları, feragatleri reddediyor. Kendini kandırıyor: Seçim yapıyor, ama yaptığı seçimdeki adam olmayı reddediyor. Acı içinde olduğunu biliyor, ama yanlış şey için acı çektiğini bilmiyor! Benden rahatlatmamı, teselli ve mutluluk vermemi bekliyor. Ama ben ona daha fazla acı vermek zorundayım. Onun saçma sapan acısını, bir zamanlar olduğu gibi soylu bir acıya dönüştürmek zorundayım.“

      Sf. 274: “Güven içinde yaşamaktır tehlikeli olan.” 

Giell Vatandaş! İstanbul Yakınlarında Tatile Giellll!

3 Eyl

http://www.httatil.com/yakin-yerler/haber/646892-istanbula-yakin-15-tatil-yeri

AĞVA: İstanbul’a 100 km uzaklıkta. Kumsalı, koyları, kayalıkları ve orman ile iç içe görüntüsü ile Ağva, şehirden gelenlerin kendilerine pozitif enerji yükledikleri bir enerji noktası haline gelmiştir. Kilim Koyu, Gelin Kayası, Saklı Göl, Ağva da görülmesi gereken yerler. / BÜYÜKADA: Büyükada, yabancılar tarafından Prens Adaları olarak da bilinen İstanbul açıklarındaki adaların en büyüğüdür. Eski adı Prinkipo’dur.”Prinkipo” Rumca’da “Prens” anlamına gelmektedir. İDO’nun sıkça seferleri bulunmaktadır. / BURGAZADA: Bazıları için dört mevsimini yaşamak, bazıları için kaçamak, bazıları için balık, bazıları için orman, uzun yürüyüşler ya da sadece huzur veya biraz romantizm. / HEYBELİADA: Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük adaşıdır. İstanbul’un en çok rağbet gören sayfiye yerlerinden biridir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, bahriyesi, sanatoryumu, ruhban (papaz) okulu gibi kurumlarıyla da ünlüdür. / KARABURUN: Karaburun Çatalca ya bağlı bir Karadeniz sahili.Büyükçekmece ye 50 km uzaklıktadır.Mükemmel plajı ve koyu ile göz kamaştıran Karaburun, İstanbul un incisi olmaya aday. / KARASU: İstanbull’a 280 km uzalıkta. Karasu denince akla ilk gelen uzun ve geniş kumsalı, Yakın bölgede yaşayanların yazları denize girmek için tercih ettikleri yerlerin başında Karasu gelir. Özellikler hafta sonları Karasu Plajı tam bir panayır yerine dönmektedir. / KINALIADA: Kınalıada, İstanbul Adaları içinde en küçüklerinden biridir. 1500X1100 kilometre büyüklüğündedir. Kınalıada ismini, üzeri makilerle kaplı olduğu dönemlerde uzaktan kızıla çalan bir görünüme bürünmesi nedeniyle almıştır. Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır. / KERPE: İstanbul’a 150 km uzaklıkta. İşte bu uzaklık Kerpe’nin popülerliğinin günbegün artmasında başlıca faktördür. İstanbul’un yanı sıra Ankara içinde ulaşım güzergâhı ele alındığında yakın bir yer sayılır. / MAŞUKİYE-KARTEPE: İstanbul’a 100 km uzaklıkta. İstanbula yakın olması sebebi ile son yıllarda popüler olan Maşukiye, kayak tesislerinin açılması ile birlikte ilgi odağı haline gelen kışın kayak merkezii oldu. Ancak bölge yazın da doğa ve yeşil ile buluşmak isteyenlerin merkezi durumunda. / KASTRO: Tekirdağ’ın Karadeniz’e açılan tek kıyısı olan Kastro dişbudak ağaçlarıyla süslü yemyeşil bir koy. Koruma altındaki bu milli parkta denize girebilir, Bahçeköy Deresi’nde deniz bisikletiyle gezebilir ya da muhteşem ormanda yürüyüş yapabilirsiniz. POLONEZKÖY: İstanbul’a 25 km uzaklıkta. Şehrin karmaşasından uzak, doğayla baş başa, keyifli bir yemek, yemyeşil doğanın içinde huzur dolu anlar geçirebileceğiniz bir yer. Polonezköy’e gitmişken 1912 yılınde inşaatına başlanan kiliseyi mutlaka görün. Kilise papaz eviyle birlikte 1914 yılında bitirilmiş. Kilisenin yanı sıra Atatürk’ün Polonezköy’ü ziyareti esnasında kaldığı evi de görmeniz mümkün. / SAPANCA: İstanbul’a 100 km uzaklıkta. Sapanca, stresli şehir hayatından bunalıp kendini doğaya bırakmak isteyenler için vazgeçilmez yerlerden biri. Yeşil ve Mavinin farklı tonlarını Sapanca’nın doğasında görebilirsiniz.  / KEFKEN: İstanbul’a 160 km uzaklıkta. Kefken aslında bir balıkçı kasabası. Kefken merkeze geldiğinizde, limanı ve balıkçı teknelerini karşınızda buluyorsunuz. Kefken yakınlarında bulunan koylar ise bakirliği ile cezp edicidirler. Özellikle Cebeci kumsalı ile bir tatil beldesi özelliği taşımaktadır.  / KIYIKÖY: Trakya’nın Karadeniz sahilinde, Kırklareli’nin bir ilçesi. Yöre, İstanbul’a 164 km. uzaklıkta huzurlu bir tatil merkezi. Kıyıköy’de doğaya ve tarihe yolculuk yaparak farklı bir haftasonu geçirebilirsiniz. / YORUM: Ey vatandaş, kendini mutlu etmek için yazı, bayramı bekleme; yukarıdakilere göre yarat bir vesile!  

80 yaşında paraşüt keyfi!

2 Eyl

Muğla’nın Fethiye ilçesinde tatile gelen 80 yaşındaki kadın yamaç paraşütüyle bin 900 metre yüksekteki Babadağ pistinden atlayış yaptı.

5 yıldır Ölüdeniz’e gelerek atlayış yaptığını söyleyen 80 yaşındaki Servet Çelikkaya, Babadağ’da yaptığı her atlayışın ardından bir yılın yorgunluğunu üzerinden attığını belirtiyor.

Uçuş eğitmeni Sinan Tarakçı ile Babadağ’ın bin 900 metrelik zirvesinden atlayış yapan Çelikkaya, “Yamaç paraşütü ile uçmak bana çok büyük keyif veriyor. Uçarken hiç korkmuyorum. Benim yaşımdaki herkese tavsiye ediyorum. Mutluluk insanın kendi içindedir. Paraşüt keyfi ile bunu ben hissediyorum. Babadağ’dan uçtuğumuz anda şarkı söylemeye başlıyorum. Ölüdeniz’in güzelliklerini kendi hayatımdaki güzelliklerle örtüştürüyorum. Sağ olursam önümüzdeki yıl ve sonrasında yine uçmaya geleceğim” dedi.

Kaynak: http://www.httatil.com/yasam/haber/662907-80-yasinda-parasut-keyfi

Yorum: Teyzemizin yaşam enerjisine de bakın! Maşallah! Hepimize örnek olsun!

Satır Aralarında Mutluluk Kırıntısı Yakalamak

30 Ağu

http://magazin.haberturk.com/dunyadan/haber/662567-kahraman-kate

Kate Winslet’in Titanic’te sevgilisinin canı pahasına hayata tutunurken gerçek hayatında günün birinde yangından birini kurtararak insanlık dersi veren biri olması hoşuma gitti. Bunu, uzaktan “kadına bak, kraliçeler gibi yaşıyor; hiçbir derdi yoktur bunun” diye ister istemez düşündüğümüz birinin yapması çok güzel. İşte bir ön yargının daha kırılma zamanı! 🙂

http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/18548256.asp

Şimdi bir hastalık haberinin neresi mutluluk verici diye düşünebilirsiniz. Bir an ben içimden öyle dedim. Sonra aklıma geldi: Önemli olan, hastalığın sebebinin bulunması. Bir şeyin sebebi bulunduğunda çözüm yakın demektir. En azından eskisinden daha yakın. 🙂

http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/18575751.asp

“Bir Tayvan deyişi “Evlilik bir kale gibidir; içeridekiler dışarıda olmak, dışarıdakiler içeride olmak ister” der. Sanırım bu haber, bu deyişin ikinci kısmını doğruluyor 🙂  Evlenmeyi arzu eden ve planlayan herkese mutluluklar 🙂