Tag Archives: Sistem Yayınları

“Ah Kendime Bir Kulak Versem! / Güçlü Bir İletişim Rehberi” Kitabından Seçtiğim Alıntılar…

11 Ara

Merhaba,

Son okuduğum kitaplardan biri de “Ah Kendime Bir Kulak Versem / Güçlü Bir İletişim Rehberi” idi. Kitap, Fransız psikososyolog Jacques Salome ve yine Fransız psikolog Sylvie Galland tarafından “İletişim kurarken yaptığımız yol kazaları nelerdir? Bunları nasıl yapıcı çözümlerle asgariye indiririz?” minvalli sorulara cevap vermek amacıyla yazılmış. İşin ilginç tarafı, benim kitaplığından bu kitabı ödünç aldığım arkadaşım Gülnihal’in de bir psikolog olması. Bir de koyu harflerle yazılanlar benim özellikle dikkatimi çekenler oldu.

Kitap, Sistem Yayınları’ndan, Neslihan Burcu Akdağ çevirisiyle çıkmış.

İçerikten ve çeviriden memnun kaldığımı söyleyebilirim ve önerebilirim. Alıntılar aşağıda. İyi okumalar 🙂

ahkendimefoto

Ah Kendime Bir Kulak Versem!

Güçlü Bir İletişim Rehberi

Jacques Salome / Slyvie Galland

* Gerçek iletişim, ….. kendimizi ifade edebildiğimizde, söylediklerimiz duyulduğunda ve biz de karşımızdakini duyduğumuzda ortaya çıkan paylaşımdadır.

* Özgür (neysek o olmamıza imkan tanıyan) bir ilişki her şeyin söylenmesini mümkün kılan ilişkidir.

* … Oysa küçük çocuklar başkasının mevcudiyetine rağmen yalnız olabilme yetisini annelerinin yanında geliştirirler. Annelerinin her an çağrılarına kulak vereceğinden emin olarak tek başlarına varolabilir, hayal kurabilir veya oynayabilirler. Her ne kadar akla aykırı gelse de, annelerinin varlığından haberdar oldukları için onu unutabilecekleri bir alan yaratırlar kendilerine. Bu alanda kendilerini annelerinden uzaklaştırabilirler, çünkü onu kaybetmeyeceğini bilirler.

* Özgür iletişim ancak ikili bir yaşam sürmeyi kabullenmekle ve bundan zevk almakla mümkün olabilir: Ötekiyle, ötekilerle olan yaşamımız ve duygusal olarak kendi kendimize yettiğimiz kendi yaşamımız.

* Genellikle nedenler ve açıklamalar ararız. Halbuki “açıklama” özünde bir bilgi ve denetim arayışı, “kavrama” ise bir anlam arayışıdır. Bu ikisini birbirinin yerine koyma hatasına çabuk düşeriz.”

* Kelimelerin anlamlarının ötesinde sahip oldukları gücü görelim / Yarattıkları acının ötesindeki anlamlara ulaşalım (Dominique Meunier alıntısı).

* Bedenin söylemek istediklerine kulak verdiğimizde sebep ve anlamı birbirine karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. Genellikle nedenler ve açıklamalar ararız. Halbuki “açıklama” özünde bir bilgi ve denetim arayışı, “kavrama” ise bir anlam arayışıdır. Bu ikisini birbirinin yerine koyma hatasına çok kolay düşeriz.

* Sakinleştirici ilaç tüketicilerinin çoğu kadınlardır (%66 – %70). Psikotropik ilaçlar (antidepresanlar, ağrı kesiciler vb.) evlilik içi şiddete maruz kalan kadınlara erkeklerden daha sık salık verilir. Bu ilaçlar kadınları sakinleştirir ve kurban rollerini sürdürmelerine olanak sağlar. Sakinleştiriciler, ilişkideki sorunu – yalnızlığı ve çaresizliği – gizlemek için yapıştırılan yara bantlarına benzerler.

* İlişki kurmak için yapılan tabiatında var olan yanlış anlamalar:

  1. Karşımızdakinin duyduğu, bizim söylediğimiz şey değildir.

  2. Karşımızdakinin söylediklerine değil, kendi duyduğumuza yanıt veririz.

  3. Olayları, olguları ve söylenenleri kendi filtrelerimizden geçirir ve kendi hassasiyetimizle yorumlar ve bağdaştırırız… ama karşımızdakinin hassasiyetini, şifrelerini ya da değer yargılarını her zaman göz önünde bulundurmayız.

  4. Başkalarıyla uzlaşmaya kalkışmadan önce kendimizle (korkularımızla, arzularımızla, sınırlarımızla) uzlaşmayı unuturuz.

  5. Karşımızdakine kendi inançlarımızı kabul ettirmeye çalışırız.

  6. Karşımızdakini… kendi iyiliği için (!)… bakış açımızın ne kadar sağlam olduğuna ikna etmeye çalışırız.

  7. Karşımızdakini değiştirmek isteriz.

  • Hoşgörü sınırlarımızı daha iyi anlayarak, herhangi bir durumda neyin bizim için iyi, neyin ise kötü olduğunu daha çabuk keşfedebiliriz. Bu şekilde, kendimiz için iyi olmayan bir şeyi yapmayı sürdürmekten kaçınabiliriz.

  • Kendimizle iyi dost olmak için, bedenimize şefkat göstermeli, ona iyi niyetli ve kibar davranmalı, hatta hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Bu, aynı zamanda, temel ihtiyaçlarımıza (beslenme, uyku, yaşam koşulları vb.) saygı göstermemiz anlamına gelir. Örneğin, yemeklerimize yeterince dikkat ediyor muyuz? Eğer tek başımıza yiyorsak, biraz çaba gösterip şık bir sofra kurabilir, müziği açabilir, sanki önemli bir misafir ağırlıyormuşuz gibi kendimizi “ağırlayabiliriz”.

  • (Kendimize daha iyi bir anne-baba olabilmek için) Zevki sınırlamayı ve geciktirmeyi bilen ve bu şekilde zevki tüketmek yerine tadını çıkaran epikürcüler gibi yapmalıyız.

  • Kendimizle daha iyi dost olmak için başlıca baltalama mekanizmalarımızı -özellikle de kendimizi hor görmemize neden olan ‘kıyaslama’yı ve başkalarının yargılarını benimsediğimiz ve kendimizi onların bizi gördüğü gibi gördüğümüz ‘kendine mal etme‘yi- daha çabuk teşhis edebilmeliyiz.

  • Uzlaşma arayışı, her ne kadar bazen büyük bir öneme sahip olsa da, iletişimin başlıca amacı olmamalıdır. Buluşmak, paylaşmak, fikirleri, bakış açılarını ve arzuları yan yana ortaya koymak canlı bir ilişkinin asıl kazanımlarıdır.

  • Eğer muhataplarımıza çok az bir önem atfeder ve bu şekilde “başkalıklarını” yok edersek, konuşacak kimsemiz kalmaz. Böylece de iletişim imkansız hale gelir.

  1. Sayısız arzumuz arasında önceliklerimiz nelerdir?

  2. Korkularımız, ihtiyaçlarımız, sınırlarımız, olanaklarımız ve itirazlarımız nelerdir?

  • Aile toplantılarında, niçin duygusal çatışmaların patlak vermesine neden olan ve birçok yakın ilişkiyi aylar boyunca zedeleyen mahrem konuları ima etme ihtiyacı duyuyorum?

  • Başka insanların arzu ve istekleriyle kim olduğumuzu belirlemelerine belirli bir amaçla izin veririz. Bu, arzularımızın terazisinin bir kefesinde (başkalarının belirlediği kefe) ağırlık yaparak kendi iç çatışmamızı ve kararsızlığımızı çözümler.—-

Yayıncının tanıtımını görmek isterseniz de aşağıya buyurun:

Yayıncının Tanıtımıyla “Ah Kendime Bir Kulak Versem” Kitabı